RUS ROMANLARI ve TÜRK EĞİTİMİ

Ahmet Ağaoğlu, II Meşrutiyet ve Cumhuriyetin ilk dönemlerinin önemli simalarından biridir. O,  Batılılaşma tarihi ile bir tekerleme haline gelen  “Batının iyi taraflarını alalım, menfi taraflarını almayalım” görüşüne şöyle itiraz eder: “Batı Medeniyeti bir bütündür. Kötü tarafları onun görkemli medeniyetinin bir sonucudur; alınacaksa topyekun alınmalıdır. Yoksa Batı medeniyetine giremeyiz” der.

 Ağaoğlu, 1919’da Malta’da İngilizlerin elinde esirken gerekirse Hıristiyanlığı da kabul edelim diyecek kadar Batı hayranıdır. Bu arada onun meşhur oryantalist Ernest Renan’ın öğrencisi olduğunu da belirtelim.

Ahmet Ağaoğlu’nu, Celal Nuri’yi okuyunuz. Bunlar 1910-20 yılları arasındaki yazılarında sanki sonradan gerçekleşecek İnkılapları haber vermişlerdir.  Cumhuriyetin kuruluşunda  ise yine diğer başka yazar ve akademisyenlerle birlikte Mustafa Kemal’in en yakınında bulunarak ondaki inkılap fikrini güçlendirmişlerdir. Bu da gayet normaldir. Mustafa Kemal hayatının 12 yılı bil fiil savaşlarla geçmişti. O bir askerdir. Onun inkılâplarının üzerindeki Osmanlı fikir hayatına yön veren bu aydın topluluğu olmuştur.

Celal Nuri Medeniyetler Çatışmasında Rus tarihini anlatırken Çar Deli Petro’nun hakkında verdiği bilgiler okunduğunda, sanki Türkiye’de yapılacak olan inkılâpların gündemini O belirlemiştir. O, Osmanlıyı her savaşta yenen Rusların nasıl geliştiğini anlatan Rus tarihi ile ilgili tek kitabın olmayışından bahsederek haklı olarak bu durumu acı acı tenkit eder. Onun işaret ettiği bu açık 1930’ların başında Türk Tarih Kurumunun Kuruluşu ile giderilmiştir. Birçok devletin tarihi bu kurumda yayınlanmıştır.

Çar Petro’nun kılık kıyafeti devrimi ile Cumhuriyet dönemindeki kılık kıyafet devrimi aynıdır. Çar Petro Batılı Ruhu anlamak için tercümeleri “Rusya’ya uyarlayın” demiştir. Celal Nuri’nin bu yazdıklarını Hasan Ali Yücel tarafından, uyarlama yapılmadan, montajsız Dünya Klasikleri adı altında yüzlerce eser devlet eliyle Türkçeye çevrilmiştir. Bu eserler ülkede okumayı geliştireceğine aksine özellikle okullarda dayatma şeklinde olduğundan genç dimağlardaki okuma sevgisini köreltmiştir.

 Okullarımızda manyak, meczup tamamen Rus derin devletinin adamı, aynı zamanda bir Rus aristokratı olan Tolstoy’un, alkolik Dostoyevski’nin, bunak Victor Hügo’nun romanlarını ortaöğretim öğrencilerine zorla dayatmak, bu ülkenin tarihine kültürüne bir ihanet olmuştur. Okuyan orta öğretim öğrencileri,  anlamadıkları için de okumadan soğumuşlardır. Bırakın orta öğretimdeki bir çocuğu, Napolyon dönemi savaşlarını bilmeyen iyi bir okur  bile Savaş ve Barış romanını  anlayamaz.  Orta öğretimdeki bir çocuk Dostoyevski’nin Suç ve Ceza kitabını okusa ne olur okumazsa ne olur? Bu kitap ve benzerleri Rus toplumunu anlatıyor. Bu romanlar orada Çarlık düzeninin yıkılıp komünist bir düzen kurulmasına yol açan kültürel etkenlerden biri olmuştur. Dolayısıyla bu eserlerin bizimle alakası yoktur. Daha doğrusu çocuklarımızla onların dünyalarıyla alakalı değildir. Bu eseri de basıp okullara dağıtıp hatta en dindar yayınevlerinin dahi reklam ederek satması, kültür casusluğundan başka bir şey değildir. Çocukları gençleri okumaktan soğutmaktır. Bu yabancı yazarlar bu ülkenin hazinelerinin, Mevlana’nın, Yunus Emre’nin, Şeyh Galib’in, Namık Kemal’in Necip Fazıl’ın yanında bir hiçtir.

Ne kadar överlerse övsünler, bizim çocuklarımız ruhen fıtraten yaşadığımız ülkeyi milleti anlatan Ömer Seyfettin’ini sever. Hüseyin Karay’ı sever Bunların yazdıkları yanında Tolstoy bir hiçtir. Balzaç bir hiçtir. Gote bir hiçtir.

Bizim çocuklarımızın bizim yazarlarımızdan anlar. Peki diğerleri okunmayacak mı? Zamanı gelince profesyonellik isteyenler okusun ama orta öğretimdeki çocuk okumasın! Batı bizim tarihimizi edebiyatımızı, ilahiyatımızı, profesyonelce istihbarat birimleri, misyonerleri, üniversiteleri ile didik didik etmiştir. Bizi sadece batının bu birimleri okumuştur.  Bizi okumak olanların mesleği olmuştur. Devleti adına bilgi toplayan oryantalistler bizi araştırmıştır. Ancak onların dışında hiçbir batılı sıradan insan bizi okumaz. Tekrarlıyoruz “Batıda Doğulu yazarları kimse okuma”z. Ön yargıyla, sömüreceği nüfuz edeceği ülkeyi tanıma adına misyonerler, oryantalistler, Batılı akademisyenler bilir. Batı insanı bizi de okumaz İslam’ı da okumaz. Okusa Müslüman olurlardı. Sıradan Batılı insanın bütün bilgileri bir manipülasyon aracı olan medyadan ibarettir. Öyle anlatıldığı gibi eserleri bilmem kaç dile çevrilmiş olan ne Nazım Hikmet, ne Yaşar Kemal ve ne de Azizi Nesin’i Batı insanı tanımaz. Hollanda da, Almanya’da kitapçılara girdiğinizde o ülke dillerine tercüme edilmiş bir yazarımızın eserini görmezsiniz.

Batı  doğuyu intihal ederek okur. Kendine uyarlar, kendi malıymış gibi yayınlar. Tıpkı Endülüslü İbn-i Tufeyl’in 12. yüzyılda yazdığı hikâyesi Hayy Bin Yakzan adlı eserini , Daniel Defoe’nun (1719’da basılan ilk İngilizce romanı) Robinson Crusoe adıyla yayınlaması gibi. Yazımızı merhum  Prof Dr Osman Turan’ın şu görüşleri ile bitirelim:

“Mazi ile irtibat sağlanmadıkça milli Şuurun ve mefkurenin kuvvetlenmesi, şuurun kültürün gelişmesi sağlanmadıkça yaratıcı eserler verilmesi beklenemez…”

 Okunma Sayısı : 1886     info@eksenegitim.org